BANA BU SİTEMİN NİYE

içimde bir sıkıntı var
Sen yanımda yoksun diye
Ağladım sabahlara kadar
Bana bu sitemin niye

Neler çektiğimi bir bilsen
Ne hallere düştüğümü görsen
Bir gün beni candan sevsen
Bana bu sitemin niye

Bak sevenler erdi muradına
Ateş düştü yanan bağrıma
Eğer kastın yoksa canıma
Bana bu sitemin niye

Hasret kaldım sana ben
Gel, kalbimi incitme derinden
Eğer beni seviyorsan gönülden
Bana bu sitemin niye

 

BİR SONBAHAR

Bir garip misali yürüyordum yollarda
İçimdeki sensizlik dopdoluydu
Umutlarım vardı sensiz yeşermez
Duygularım vardı ki kendini bilmez

Bir sevdam vardı ki sensiz gülmez
Bir sonbahar günüydü
Oturdum bir banka hep seni anıyordum
Yoksuldum

Sevmenin değil sevilmenin yoksunuydum
Ne oldu biliyor musun
Gözlerim dalıverdi
Koca çınarın dalından kopan yaprağa

Rüzgara kapılan yaprak rüzgarda gitti
O an kendimi düşündüm
Ha rüzgarda savrulan yaprak
Ha benim kötü kaderim
Ne fark eder ki
Bir sonbahar gününde gülüm

 

KÖYÜM

Yaslanmışım koca dağın bağrına
Yanık yanık bakarsın Yaran Dağı’na
Ateş mi düştü senin de bağrına
Sen de benim gibi dertli misin be köyüm
Kovancı’dan gelin olup da geçtin mi
Ahad’ın soğuk suyundan da içtin mi
Hasta olup da delikli taştan geçtin mi
Sen de benim gibi dertli misin be köyüm
Dağlarından, bağlarından yağlar akar
Hasretlik hep bağrımı yakar
Geleceksin diye dere yoluna bakar
Sen de benim gibi dertli misin be köyüm
Bir gariptir Kaplan Tepesi
Kuş kesiğinden gelir kekliğin sesi
Köy değil sanki garipler ülkesi

 

SEVDALIYIM

Boşver ne söylerse söylesinler
Mesafeler olsa da aramızda
Sen hep kalbimdesin mavi gözlüm
Boşver ne derse desinler

Sevdan bir başka bende
Bir sor gecelerime
Nelere tanık oldular, nelere
O, uykusuz geçen günlerim

İnan hep seni düşledim
Geceleri seninle gündüzledim
Bir kez daha duy sevgilim
Ben sana böyle sevdalıyım

Boşver ne söylerse söylesinler
Dinle beni Karadeniz’in güzel kızı
Seninle tattım ben bu aşkı
Düşün mesela

Benimle olan yılları
Aşkı, sevdayı
Düşün mesela aynı çatı altında
Kol kola, aynı yastıkta
Gel sevdalım
Birlikte meydan okuyalım yarınlara

 

BİZİM EVİMİZ

Annem, babam her şeyim
Çok güzeldir benim evim
Bacası, sobası, sandalyesi
Çok güzeldir benim evim

Her akşam ısınınz
Sobanın etrafına doluşuruz
Sıcacık olur salonumuz
Çok güzeldir benim evim

Sabah olunca sofraya
Öğlen olunca gezmeye
Akşam olunca yatmaya
Çok güzeldir benim evim

Sofrada peynir, ekmek
Gezmede bluz, gömlek
Her yer göz gezdirmek
Çok güzeldir benim evim

 

MELEĞİM

Bir melek indi gökyüzünden koynuma
Sıcacık, küçücük bir melek
Bembeyaz teniyle, küçük burnuyla
Yaramaz kara gözleriyle melek sanki

Işık hüzmesi gözlerimi kamaştıran
İpeksi parmakları sarar parmaklarımı
Sokulur koynuma ateşten sıcak
Küçük bedeni

Saçları amber kokar sanki
Teni dağların kokusudur
İçime huzur veren
Bazen kara gözlerini aralar

Cennetin ışıklarını saçar parıltısı
Billur suların şırıltısı gibi bir ses çınlar
‘Anneciğim, babacığım sizi çok seviyorum’
O an, o an benim bittiğim andır işte

Dünyanın dönmez olduğu
Zamanın durduğu andır işte
Tek yaşadığım, anladığım an
Meleğimin sevgisiyle sarıldığım andır işte

 

İSTANBUL İSTANBUL

Gemilerim geçer gider Boğaz’dan
Türkülerim doğar bahardan, yazdan
Gurbet dolu aşklar çalar her sazdan
Açmayın yâre mi, kanıyorum ben

Beni gören aşık olur, yad eder
Ayrı düşse anıl ar feryat eder
Bana dönüp kavuşmayı vaat eder
Açmayın yâre mi, kanıyorum ben

Ne olur yaşasın bağım, bostanım
Dillerden düşmesin türküm, destanım
Atandan emanetim bil ki kutsalım
Açmayın yâre mi kanıyorum ben
için için ağlıyor yanıyorum ben

 

SENSİN SEN

Her saniye, her an seni ararım
Geceye gündüze seni sorarım
Hasretinden ateşlerde yanarım
Gülüm sensin benim tek sığınağım
Sensiz buralarda güneş doğmuyor
Geceler bir türlü gündüz olmuyor
Ne yapsam bu gönül huzur bulmuyor
Gülüm sensin tek mutluluk kaynağım
Hakan’ın gönlünde aşkın yatıyor
Aşkın hayatıma çok renk katıyor
Sensiz bu gönülde güneş batıyor
Gülüm sensin benim ışık kaynağım

 

KURAKLIK

Kalmamış alafı halleri yaman
Altını solladı ot ile saman
Ocağımız söndü tütmüyor duman
Hükümet duy artık feryadımızı

Hayvanlar ahırda açlıktan meler
Duydukça sesleri bağrımı deler
Bilmem ki bu millet ne zaman güler
Hükümet duy artık feryadımızı

Mazotu, gübresi bir dünya para
Çiftçiler perişan, köylü fukara
Düşürmesin Allah kimseyi dara
Hükümet duy artık feryadımızı

Üç kuruş etmiyor yağ ile kaşar
Vekilim mecliste bey gibi yaşar
Vicdanı olanlar bu işe şaşar
Hükümet duy artık feryadımızı